EDEBİYAT ve SİNEMA

Gizem Adman

Gizem Adman

Günümüz edebiyattan uyarlanan diziler, filmler belki herkesin bildiği edebi eser olmasına rağmen okumaya fırsat bulamamış ve film olduktan sonra merak edip satın alınmış eserlerden oluşmaktadır. Sinema ve edebiyat ilişkisi anlamında değerlendirdiğimiz de, izleyici sinema da izlediği eserin edebi eser olduğunun farkında mı? Farkındaysa eseri okuyup filmini de izlemeyi tercih ettiği için mi gelmiş? Bu sorular ışığında sinema ve edebiyat arasındaki ortak ve ayrılan yönleri değerlendirelim.

   Öncelikle hem edebiyat hem sinema ortak amaca hizmet eder. Romanın kitleye ulaşma yolu dildir, sinemada ise görüntü. Sinemada bir hikayenin iyi yansıtılması maddi güç, teknik yapı ve kalifiye insan gücüyle mümkündür. Sinemanın ticari ve zamansal yönü bu çalışmada önemli bir baskı unsurudur. Başarılı bir sinema yapımı için, dahi bir yönetmen yetmez, bu dehayı destekleyen ekibin de nitelikli vasıflara sahip olması gerekir. Çünkü sinema kolektif yapılan ve maliyeti yüksek bir sanattır. Oysa roman, bireysel özelliğiyle, başarısını yazarının sanatsal yaratısına borçludur.

   Roman ve sinemanın birbirlerine yaklaştıkları en önemli benzerlik hikaye anlatma özelliğidir. Her ikisinin de merkezinde insan vardır. Sadece kullandıkları araçlar farklıdır. Bir romanın olay örgüsü ile bir filmin dramatik yapısı benzerlik gösterir. Fakat senaryo yazılırken olay örgüsü kişiler zaman ve konuşmalar etkileyici biçimde değiştirilebilir. Bu yüzden anlatım gücü nedeniyle sinema en kuvvetli bağını romanla kurmuştur. Romancı da film yapımcısı gibi geniş kitlelere hitap ettiği için gerçek dünyayı gözler önüne serme amacındadır. Roman sanatının kendi diliyle oluşturduklarını sinema, kendi yapısına uygun araçlarla anlatır. Roman ve sinemanın etkileme gücü, her iki sanat dalının okuyucusuna/seyircisine yaşatmayı düşündüğü duygu ortaklığıdır.

   Bu iki sanat dalı görüntü ve dilsel anlatım farkına sahiptir. Sinema, romanın sahip olamadığı resimsel olanaklarla, yazıyla ifade edilemeyen şeyleri bir görüntüyle aktarılabilir. Sayfalarla yazılan durumlar ve psikolojik tavırlar, bir görüntüyle sinemada gösterilebilir. Oysa romandaki dilsel yapının farklılığı hayal gücünü harekete geçiren unsurlarla çevrilidir. Bu yapı, uzun mekan ve şahıs tasvirleriyle duyguları harekete geçiren kelimelerle oluşturulur. Roman, sanatsal ve şiirsel ifade zenginliğine sahiptir. Roman dili, sözcükler üzerinde oluşturduğu sanatsal yapısıyla, sinemaya göre dilsel üstünlük sağlar. En karmaşık çözümlemeler romanda, dil yoluyla anlatılabilir.

   Romanda sadece yazarın istediği görülür ve duyulur. Oysa filmlerde yönetmenin tasarladığından daha fazlası gözlemlenir. Her ikisi de ürünlerinde estetik kaygısı barındırır. Romancının tanımlamaları, dili ve öznel bakış açısıyla şekillenir. Sinemada ise bir ayrıntıyı değil diğerini seçme özgürlüğümüz de vardır. Romanın başlıca gerilimi; öykünün malzemesi olan olay örgüsü, karakter, ortam, tema gibi unsurların dil içinde anlatılmasıdır. Buna karşın filmin başlıca gerilimi, öykünün malzemesi ile görüntünün nesnel doğası arasındadır. İzleyici bu deneyime aktif olarak katılmakta özgürdür. Sayfa üzerindeki sözcükler her zaman aynıdır ama perdedeki görüntü, dikkatimizi sahneye yönelttiğimiz sırada sürekli değişir. Sinema bu yönden çok daha zengin bir deneyim sağlar. Aynı zamanda daha yoksuldur, çünkü anlatıcının kişiliği daha zayıftır. Romanda daha rahat kullanılan birinci tekil şahıs anlatımı, sinemada sıkıntı verici bir sonuç doğurur.

   Kısacası sözcükler edebiyatın, görüntüler sinemanın mihenk taşıdır. Bu iki sanat dalı arasındaki ilişki ömür boyu sürecektir. Yönetmen için edebiyat ürünü, sinema diliyle kurmayı tasarladığı özgün dünyanın çekirdeğidir. Halbuki yazar, yapıtının sinemaya eksiksiz uyarlanmasını ister ve genelde ortaya çıkan sonuçtan memnun değildir. Filmin anlatım aracı kelimeler değil görüntülerdir. Bu görüntüler bir araya gelerek başka bir yapı oluşturur ve her olay sinemasal değildir. Uyarlamada dramatik örgü filmin ritmini bozmayacak şekilde düzenlenmelidir. Dolayısıyla, kurulan yeni yapı içinde eserde yer alan bazı olayların, karakterlerin filmin dışında kalması ya da filme eserde olmayan bazı eklemelerin yapılması kaçınılmazdır.