Hayatın Anlamı
“Hayatın hiçbir anlamı olmasa bile biz ona bir anlam vermek zorundayız”…
Bazen nasıl da boş gelir her şey, ne gerek vardır deriz yaşanmasına. Hayatı kaybetmekten ԁaha acı bir şey varԁır o da yaşamın anlamını kaybetmek. Sizin ona yüklediğiniz anlamlarla vücut bulur aslında yaşam. Mutluysanız başka gözlerle bakarsınız her şeye; Mavi daha mavi, yeşil daha da yeşildir. Tattığınız yemekler, okuduğunuz kitaplar farklı tatlar bırakır ruhunuzda. Yüzünüzdeki tebessüm ışık saçar etrafınızdakilere. Ama mutsuzsanız öyle gri bir ruh haline bürünürsünüz ki ne gökyüzünde ışıl ışıl parlayan güneşin, ne filizlenmeye çalışan çiçeğin anlamı vardır.
İnsan biyolojik, sosyolojik ve psikolojik bir varlıktır. Biyolojik olarak maddesel bir yapıya, dik duruşa, gelişmiş bir beyine, dil kullanarak konuşma kabiliyetine sahiptir. Sosyolojik olarak bir ailede doğar, toplumun içinde gelişir ondan gördükleriyle evrilir. Son olarak insan psikolojik bir varlıktır. Duyusal süreçler ruhuna hakimiyet sağlar. Birbirini tetikleyen bu süreçler hayata ya anlam katar ya da onu anlamsızlaştırır .
Yani işin özü, ruhta başlar, ruhla biter. Siz istediğiniz kadar kuyruğu dik tutmaya çalışın ruhunuz teslim olmuşsa duygularınıza iş işten geçmiştir. Geşmiş ola…
O yüzden ruhunuzun doyuma ihtiyacı vardır. Mutlu olmak mutlu etmek, zevk almak, zevk vermek bu doyumun hazını artırır. Ruhunuz doyduğu sürece hayata anlamlar yüklemek kolay hale gelir .
Sarılın hayallerinize, sarılın sevdiklerinize, kucaklayın yaşamı tüm olumsuzluklarına rağmen delicesine…Çünkü umut var olduğu sürece yaşar insan. Ruhun ilacı umuttadır.
Elbet başımıza iyiler kadar kötüler de geliyor. Elbet güzelliklerin olduğu yerde çirkinler de oluyor. Hayat zıtlıkların buluşması demek değil mi .
Ama asıl maharet tersten de bakabilmek arada….
Siyahın yanına beyazı yakıştırmak gibi (Bir Beşiktaşlı olarak gururla tabii ) Kötülük yapana cezayı iyilikle vermek gibi. Güzelin yanına bir türlü yakıştırmadığınız o altın kalpli çirkin insan gibi. Biz hep olumsuz yanından baktığımız için olumlu olabilecekleri görmüyoruz maalesef. İşte bu olumsuz bakış açısı anlamsızlaştırıyor biranda tüm inandıklarımızı…
“Ya yoksa bir anlamı” diyoruz işte o an ister istemez hayatı sorgularcasına…Yaşadığımız mutlulukları, sevinçleri, zevk aldığımız günleri, dakikaları; tatmaktan hoşlandığımız tatları hiçe sayarak üstelik. Hiç yaşanmamış gibi, hiç sevmemişiz gibi.
Bir gün önce aşkından öldüğümüz kadın-adam bir gün sonra dünyanın en kötüsü olabiliyor biranda.
Hormonların bize bir oyunu mu yoksa bu. Hani şu çikolata yerken haz almamızı sağlayan endorfin, beynimizle sürekli akıl oyunları oynayan serotonin ,mutluyken eksikliğiyle birden bire hüzünlenmemize neden olan dopamin ,karşı cinse koşulsuz teslimimizi sağlayan ve adına aşk dediğimiz duyguyla kan dolaşımımızı hızlandıran oksitosin mi tüm bu duyu değişikliklerinin nedeni .Koskoca bedenimizle, biz bu 4 hormonun kuşatması altında mıyız yani. Hayata anlamlar yükleyen bu dört hormon mu ?

