Sonbahar, Son demler

Kezban Selçuk

Kezban Selçuk

Mevsimler gelip geçiyor, tıpkı ömrümüz gibi. İlkbahar, yaz derken işte sonbahar da geldi, hatta Ekim; tıpkı sararan yapraklar gibi rüzgarların peşine takılmış gitti bile.

Sonbahar; bir başka deyişle hazan yani hüzün mevsimi. Kısalan günler, sararan yapraklar, yağan yağmurlar ve esen serin rüzgarlar hangimize hüzün vermez ki?

Kimimiz gelip geçen ömrümüze yanarken, kimimiz sevgiliyle geçen güzel yaz günlerinin özlemini duyarız.

Ama sonbaharın tadı da bir başkadır. Günesin yaz tazesi ışıklarının yerini kış kaçkını ışınlara bırakma sürecidir sonbahar. Doğanın içinde kalan son enerji kırıntılarını alevden bir katmanla üstüne çekip hafif hafif yanlamaya başladığı zamandır. Tabiat ana öylesine güzel bir kıyafet geçirir ki üzerine; kahveler, yeşiller, sarılar, turuncular sizi sizden alır Göçmen kuşlar öndekinin kanat seslerinin rüzgarında güneye yönelmişken, eve giren kestane kokusudur sonbahar.

Sonra yazın sıcak hava da izlenir mi dediğiniz filmi sinemada izlemenin keyfidir, soğuk havada sığındığınız bir kahve köşesidir. Sonbahar ve bir türlü bitmeyen sinir bozucu sıcakların, bunaltıp terleten yapış yapış nemli havanın bittiğinin müjdesidir.

Sonbahar Her taşın altında, her kuşun kanadında, her akşam rüzgarında aranan, özlenen, beklenen bir hayal tortusudur. Sonra aşkların depreştiği mevsimdir Sonbahar. Giyilen yağmurluklar, alınan şemsiyelerle dökülen yapraklar arasında sevgiliyle yapılan yürüyüşlerdir sonbahar Hüznün can yoldaşı, aylaklığın birinci şartı, dinginliğin başkentidir.

Sonbahar, trenlerle yolculuk ederken, pencereden akıp giden ağaçlara bakıp zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlamanın tadıdır. Sonbahar şehrin gri duvarlarının ardında yeni sözcükler keşfetmek için yelken direği kırılmış eski tanıdık bir kadırga ile sefere çıkılan bir yolculuğun değişmez hikayesidir.

Kışa merhaba demeden sonbaharı uğurlamamak olmaz . Güle güle renklerin sultanı, hoş geldin içimi soğutanım …