Kadın Olmak Zor Be Ustam…
Kadın cinayetlerine kurban giden tüm kadınlarımıza ithafen…
Aslında iddia edilenin aksine anlaşılması kolay olan varlıklarız biz kadınlar. Ataerkil toplum anlayışından geldiğimiz için , ne acıdır ki toplumda erkeğin arkasında konumlandırılıyoruz. Bu da bizlerin erkeğe göre zayıf gösterilmesi bir yana sınıflandırılmasına, kimliklendirilmesine neden oluyor.
Ve bu kimliklendirme daha anne karnında yapılmaya başlıyor. Ultrason sonuçlarının alınmasının hemen ardından kıyafet seçimleri yapılıyor. Pembe kadına, mavi erkeğe yakıştırılıyor.
Kadına biçilen sıfatlar yetmiyor, eylemlerine de karar veriliyor daha kadınlığını bile bilmeden üstelik . Oturmasının kalkmasını bilmelisin, terbiyeli olmalısın, ev işlerine yardım etmelisin, yemek yapmak ileride ki en büyük vazifelerinden olacağından tüm detaylarıyla öğrenmelisin. Bunlar küçük yaşlarda empoze edilen eylemler. Yaş ilerledikçe kadının hayattaki rol repertuarına yenileri ekleniyor. İyi bir eş olmak, anne olmak; kocayı, çocuğu, evi ihmal etmemek, gibi şuan sıralayamadığım pek çok rol birdenbire hayatının bir parçası oluyor kadının .
Herkes her zaman olması gereken güzel şeyler bekler kadından. Ona verilmiş olan her rolden hatasız bir şekilde başarıyla çıkması beklenir. Kimse sormaz hayattan beklentilerini az önce de belirttiğim gibi bu roller daha anne karnında cinsiyetinin belirlenmesiyle üzerine yapışır.
Anlaşılması zor olarak nitelendirilir hep. Oysa ki öylesine kolay bir anatomisi, öylesine rahat çözülecek bir kimyası vardır ki, ne yazık ki onu zorlaştıran ; yaşadıkları, yaşamak zorunda bırakıldıkları ve ona daha doğmadan biçilen rol kavramlarıdır.
Günlük koşuşturma içinde ona verilen rolleri en iyi şekilde yapmakla boğuşurken çoğu zaman kendini unutur. Anneyse çocukları, ablaysa kardeşleri, eş ise kocası hep kendinden önce gelir. Erteler kadın kendini. Zaten rol modeli olan annesinden de bunu görmüştür. Oysa onun da hayalleri, istekleri, arzuları vardır. Ama senaryo çoktan yazılmıştır. Onun replikleri bellidir ezberler ve oynar .
Yorgun olamaz, mutsuz olamaz, bakımsız olamaz, isteksiz olamaz. Yorulsa da, mutsuz da olsa, sesini kendinden başka kimseye de duyuramaz .Zamanla duyuramadığı sesi yüzünden yalnızlaşır, mutsuzlaşır ,hırçınlaşır. Daha sık hastalanır, daha az güler ve giderek iyice yalnızlaşır. Kendi iç dünyasına kapanır.
Bir materyal gibi görülen, her türlü özgürlüğü sınırlandırılan ve git gide hayattan daha da soyutlaştırılmaya çalışılan kadınlar; başka bir pencereden bakıldığında, aslında birçok rengi bir arada sunabilecek canlılık’tadır .
Bir küçük maviden sonsuz bir gökyüzü çizebilir örneğin. Ya da bir yeşilden kocaman bir orman yaratabilir. Toplumsal baskı ile sindirilen olmasa; yürekten istediğinde, her şeyi başarabilecek güçtedir .
Ne yazık ki kadın olmak zor ülkemizde. Bu zamana kadar birçok darbe aldı kadınlar. Dayak yediler, tecavüze uğradılar, sömürüldüler ve hatta öldürüldüler. Toplumdan dışlanma korkusu ile çoğu zaman yaşadıklarını itiraf bile edemediler.
Değer bilmez ellerde, hoyratça hırpalananlar oldu içlerinde. Bebekleriyle evcilik oynayacak yaştayken çocuk yaşta evlendirilen gelinler oldu. Küçük bir busenin daha çok yakışacağı pembe yanaklarında, tokat izi vardı bazılarının. Fiziksel acıdan çok, yürektendi acıları. Ağlamaları, sistemin beyinlerine kazıdığı ‘suçluluk’ duygusundandı.
Dünyaya yanlış türde geldiğini düşünerek, kadere lanet etti bazıları. Kötü kaderi yaradandan değildi oysa , kadını değersizleştiren ,onun toplumdaki yerini kabullenemeyen sığ beyinlerden kaynaklıydı .Erkek olsa yolda yürürken, kirli gözleri üstünde hissetmeyecek, kirli ağızlardan dökülen cümleleri duymak zorunda kalmayacaktı.
Savunulan olmak yerine suçlanan oldular üstelik. “O kadar kısa giymese dikkat çekmezdi”, parfümü tahrik ediciydi”, “o saatte kadın başına sokakta ne işi vardı” bu ve bunun gibi daha nicesini sayabileceğimiz söylemlerin sessiz kurbanları oldular.
Tecavüze uğrayan küçücük kız çocuğu ‘kendi isteği ile ilişkiye girdi’ damgası yedi bu ülkede. Henüz kendi vücudunu keşfedememiş bir bedene, ‘sen de istedin’ dendi utanç duymadan. Hem çocukluğu alındı elinden, hem de hayalleri. Sönen umutlarının küllerini kimse görmedi. Sustu çocuk… Diğer tüm hemcinsleri gibi sustu ve kabuğuna çekildi.
Kadın zeki yaratılmıştı aslında. Korkulan bir tarafı da vardı üstelik güdüsel anlamda. Çünkü dirayetliydi erkeğe göre . Düşünsenize bedeninin içinde 9 ay boyunca başka bir bedeni taşıdı ve onu dünyaya getirebilmek için canını dişine taktı. Erkeğe göre daha güçlüydü baktığınızda ancak baskılandı kendini güçlü gören erkek tarafından.Ve kadın dokunuşunu katmaya çalıştığı her noktada, barikatlar buldu karşısında…
Aklına koyduğu bir şeyi gerçekleştirmek kolaydı kadın için. Yeter ki önü açılsın yeter ki değer görsün fikirleri ,yeter ki toplumdaki konumu kabullenilsin.
Başarı, güç sadece erkeğe yüklenen kavramlar olmamalı …Bıkmadan, korkmadan ilerlemeyi seçmeli şimdi kadın. Kirli zihinlerle, savaşacak kadar güçlü olmalı. Yaralanan, hırpalanan hor görülen her kadının sesi olup, sessiz çığlıkların önüne geçmeli.
Yıllarca bastırılmış tüm kadınlar için haykırmalı gerçekliğini. Elinden alınmak istenilenleri, sımsıkı kavramalı ve bırakmamalı asla. Kadın olduğu için, her suçun sebebi görmemeli kendini. Ortak yaşamanın değerini anlatmalı her fırsatta. Bunu yaparken de arkasına sadece hemcinsleri değil karşı cinslerini de almalı.
Kadın için de erkek için de fırsat eşitliği hayatın her alanına yayılmalı .
VE ARTIK KADINLAR KADINLIĞINDAN GURUR DUYUP RAHAT BİR NEFES ALMALI .

